Ahtapot’un ismi mi daha ilginç yoksa kendisi mi? Kelimenin başında bir serzeniş gibi tınlayan ”ah”tan mıdır nedir , sanki Doğu’dan geliyormuş gibi duran ”ahtapot’un adı , söz konusu hayvanla Ege Sularında bol zaman geçirmiş Yunanlılardan geliyor. Okto Eski Yunancada ”sekiz” , pous da ”ayak” demek. İngilizce octopus olarak giden bu kafadan bacaklı , bize de ahtapot olarak gelmiş. Sekiz bacağında sekiz ilginçlik olan ahtapotun kendisine gelecek olursak…
Bir: O bir sefalopod çünkü ”kafa” ve ”ayak”lardan ibaret.
İki: Omurgasız ama irisi,yetişkin bir insanı güreşte alt edebilir.
Üç: Üç tane kalbi var.
Dört: Bacaklarının birleştiği yerde kuşlarınki gibi sert bir gagası var.
Beş: Bir kamuflaj , taklit , kaçış ustası ve alet kullanabiliyor.
Altı: Altı ay gibi kısa ömürlü olan türleri var
Yedi: Kimi durumlarda kendi bacaklarını yiyebiliyor.
Ahta: Erkeğinin bacaklarından biri aslında cinsel organı! şeklinde aktarıyor Yiğit Hadi İrde Nerden Geliyo? adlı kitabında.
Komşuya geçtiğimizde aklımıza gelen ilk deniz mahsulü genelde ahtapot.
Kendilerinin sekiz bacağında sekiz marifet olması çoğumuzu pek ilgilendirmiyor olsa da bu eşsiz canlının etinden sütünden faydalanma konusunda Yunanlılar ustalaşmış durumda. Sadece ahtapot konusunda değil balık pişirme ve layıkıyla işleme konusunda da iyiler.
Bu nedenle Yunan adalarına geldiğimizde genel olarak balık lokantalarını tercih ediyoruz.
Triantaphylos;küçük meydanın samimiyeti ile bütünleşmiş gösterişten uzak karakterli bir atmosfere sahip. Henüz kalabalıklaşmadan yerimizi alıyoruz.
Klasik başlangıcımızı bozmuyoruz. Yunan salatamızı sipariş ediyoruz. Kalın domates, salatalık ,kırmızı soğan ,blok feta peyniri ,çörek otu ve sızma zeytinyağına ilave brokoli, karnabahar eklemeleri ile taze ,diri bir doku katılmış.
Soğan, kırmızı biber ,turp ,maydanoz ve zeytinyağı kullanımı ahtapotun yoğun deniz aromasını taze ve asidik bir çerçeveye sokmuş. Turp eklenmesi ile hafif acılık ve çıtırlık sağlanmış. Fakat garnitur kullanımı biraz fazla. Ana karakterin rolünden çalınmış.
Izgara kalamar gövdesi hafif kızarmış ancak içerde sulu ve etli doku tam olarak korunamamış.Üzerinde yer alan domates ,sarımsak ve limon ile desteklenmiş.
Izgara sosis kekik sanrım rezene ile çeşnilendirilmiş geleneksel tipte.Masada deniz mahsullerinin yanına isli ve aromatik bir eşlikçi olarak denenebilir.
Deniz kestanesini damağınızda gezdirdiğinizde deniz tazeliği ve tuzluluğu hissediliyor. Hafif kremsi, tereyağını andıran güçlü bir aromaya sahip. Tazeliği son derece önemli olan bu tabak kusursuz.
Tava usulüyle hazırlanan panelenip kızartılan küçük gümüş balığı ,karides, karamelize çıtır kırmızı soğan dilimlerinin birleşimi ile gerçekten güzel bir doku oluşmuş.Soğanın doğal tatlılığı deniz ürünlerinin tuzlu yapısı ile çok dengeli bir uyum kazanmış. Masanın kraliçesi.
Özellikle deniz kestanesi ve tava usulü yapılan deniz ürünleri kızartması tercih edilebilir.
”Ne kadar rahat olduğun,her şeyde o kadar iyi olursun: sevdiğin insanlarla o kadar iyi olursun , düşmanlarınla o kadar iyi olursun , işinde o kadar iyi olursun , kendine o kadar iyi olursun”der Billy Murray.
Burası rahat olabileceğiniz bir işletme. Beklentinizi yukarıda tutmadan giderseniz memnuniyetiniz daha da artabilir.
Samos’da geçmiş dönemlere göre daha turistik bir hava kazanmış olması nedeni ile fiyatlar bir miktar yüksek.
Özellikle yaz dönemi rezervasyon gerekebiliyor.
Afiyetle.
This entry was posted in Uncategorized


